back2kitaplarkitaplarsatyazarlarlinkleriletisim

07-hayati yasarken
KİTAP ADI
: Hayatımı Yaşarken-/ 2 cilt / Metis-Kaos ortak yayını
YAZARI
: Emma Goldman
ÇEVİRMENİ
: 1. Cilt : Beril Eyüboğlu - 2. Cilt : Emine Özkaya
ÖZGÜN ADI
: Living My Life
SAYFA
:
1.Cilt : 456 Sayfa - 2.Cilt : 576 Sayfa Fotoğraflı
FİYATI
 :
34 TL

 

  

Neşesi, yaşama sevinci, olağanüstü hitabeti ve yaşadıklarıyla, devrimin eylem ve düşünce

alanına derin iz bırakan anarşist bir kadının, içinde yoğrulduğu ve dünyayı saran fırtınalı

mücadele yıllarının büyüleyici öyküsü: 

Emma Goldman, 1940 yılına kadar yaşamasına rağmen, aslında 19. yüzyıla ait bir kişiliktir. Yaşam felsefesini, özgürlük tutkusunu, mücadeleci ruhunu 19. yüzyıldaki devrimci dalganın insanı çepeçevre saran, etkileyici atmosferi içinde edinmiştir. Yirmi yaşında anarşist harekete katıldığında; Rusya'da geçen çocukluğunu, Amerika'da başlayan birkaç yıllık fabrika işçiliğini ve iki senelik evliliğini "eski bir giysi gibi" geride bırakıyordu. Yabancı ve ürkütücü Yeni Dünya'nın ona hazırladığı acımasız sürprizlere, gençliği, sağlıklı bedeni ve sarsılmayan bir tutkuyla sarıldığı özgürlük idealinin ateşiyle göğüs geriyordu. 

Amerikan anarşist hareketinin radikal bir çizgiye yönelmesinde Emma'nın büyük bir rolü vardı. Bundan daha da önemlisi, erkek yoldaşlarıyla sık sık çatışma ve çoğu kez yalnız kalma pahasına, kadın sorununu, cinselliği ve anti-militarizmi anarşizmin gündemine oturtarak yirminci yüzyıl anarşizminin şekillenmesine önemli bir katkıda bulunmasıdır. Amerika'da kaldığı otuz beş yıl boyunca, ifade özgürlüğü, doğum kontrolü, eşcinsel hakları, özgür birliktelik ve savaş karşıtlığının militan bir savunucusuydu. Hem de nerdeyse her konferans ve mitingden sonra gelen tutuklama emri ve hapis cezalarına asla aldırmadan. 

Anarşistlerin haklı kaygılarına rağmen Sovyet Devrimi'ni heyecan ve coşkuyla selamladı. Ona göre, devrimle birlikte Rusya yeniden yaratılmış ve insanlığı kucaklamıştı. Arkadaşı Aleksandr Berkman ile beraber 1920 yılında Rusya'ya döndüğünde büyük bir özveriyle kendini devrimin yeni Rusya'sına adamaya hazırdı. Ne var ki, sosyalist iktidarın, başta Anarşistler olmak üzere Sosyalist Devrimciler ve diğer muhalefet güçleri üzerindeki baskısı bütün hızıyla sürüyordu. Duyduklarına, gördüklerine başta inanmak istemeyen Emma; Lenin, Troçki ve diğer Bolşevik liderlerle yaptığı görüşmelerden sonra, anarşistlerin imhasına yönelik başlatılan sürek avının sistematik bir devlet politikası olduğunu anladı. Kronştad denizcilerini on gün boyunca top ateşine tutan Bolşevik İktidar'ın ne olduğunu ve devrimin nereye doğru kaydığını iki yıl boyunca acı ve gözyaşıyla gördü, yaşadı. Dört yıllık sosyalist iktidarın bunca gazabına tanık olmak, yaşamını devrim ve özgürlük tutkusuyla dokumuş bir devrimci için dayanılmaz bir acıydı. Derin bir düş kırıklığı içinde Rusya'dan ayrılmaya karar verdi. Büyük bir sevinç ve coşkuyla geldiği Rusya'dan, 1921 yılında, hıçkırıklarını bastırarak ve geride kalanların acı hatıralarıyla ayrılıyordu. 

Emma, Rusya'da uğradığı büyük düş kırıklığından sonra yaklaşık yirmi yıl daha Avrupa'nın çeşitli yerlerinde yaşadı. İngiltere'de yok olma noktasına gelen anarşist hareket onun sayesinde yeniden çeşitli yayınlar etrafında canlanıp toparlandı. İspanyol anarşistleri ayaklandığında, yetmiş yaşına yaklaşan Emma, bastonunu ve daktilosunu alıp İspanya'ya geçerek anarşistlerle omuz omuza çalıştı. 

Kendi deyimiyle “hayatını dolu dizgin yaşarken” geriye büyük düşünce ve büyük kavgaların insanına özgü derin izler bırakarak, 1940 yılında hayata veda etti. 

Emma , aradan bir asır geçmesine rağmen, bugün bile isyankâr ruhumuza birkaç beden büyük gelen düşünce ve eylemlerin tutarlı bir savunuru ve uygulayıcısıydı.